SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Akın Eraslan Balcı
Akın Eraslan Balcı

15 TEMMUZ BİR TANE DEĞİLDİR (3)

15 TEMMUZ BİR TANE DEĞİLDİR (3)
Bu haber 14 Eylül 2018 - 9:57 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.

Fikir Günlüğü

İsmail Canbolat, İttihat ve Terakki Cemiyetinin İstanbul temsilcisidir. 31 Mart isyanından yaklaşık 20 yıl sonra, 1927 yılında, Atatürk’e yapılan suikast girişimiyle ilgili bulunarak idam edilmiştir.

İstanbul’da başlayan isyan hareketini, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin Merkezine bildiren kişi İsmail Canbolattır.

Hatırlamakta fayda var ki, 1908 yılında Meşrutiyetin ilan edilerek Anayasa ve Meclisin tekrar faaliyete geçirilmesi İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin marifetidir.

23 Temmuz 1908 tarihinde Genç Türkler (Jön Türkler) önderlik ve komutası altında yapılan bu ilerici ve özgürlükçü ihtilal, demokrasi yolunda atılmış önemli bir adım olup bütün gericilerin tepkisine neden olmuştur.

İttihad ve Terakki Cemiyeti Rumeli’de çok iyi örgütlenmişti. Manastır şehri, İttihat ve Terakki’nin en sıkı ve otoriter olarak teşkilatlandığı Genel Merkezdi. Başında Albay Sadık bey bulunuyordu. Selanik’te bulunan Merkez ise daha zayıftı. Ama Enver Beyin orada oluşu Selanik’i Genel Merkez konumunda tutuyordu.

Sosyo-politik olayları sadece yerel şartlarla, din-iman-şeriatla veya yerel ekonomik sebeplerle, iktidar çatışmalarıyla açıklamak yanlıştır. Bunların yanında Dünyanın jeopolitik konumunun da ortaya konması gerekir. Zira hiçbir yerel-ulusal hadise, global şartlardan bağımsız doğamaz ve gelişemez.

Hürriyet ilanı ve 31 Mart gerici hareketi sırasında Dünya’da önemli gelişmeler olmuştur.

İngiltere Kralı VII. Edvard ile Rus Çarı II. Nikola, Reval şehrinde buluştular. Bizim siyasi tarihimiz açısından önemli olan bu buluşma Rusya’nın Baltık kıyılarında bugün de Estonya olarak anılan bölgedeki Reval şehrinde yapıldığından “Reval Mülakatı” olarak tarihe geçmiştir. 6-7 Temmuz 1908 tarihlerinde yapılmış ve Avrupa’da siyasi tartışmalara neden olmuştur. Avrupa Basını Reval Mülakatından sonra doğabilecek neticeleri, basına tam açıklanmayan konuların neler olabileceğini yazmıştır. Bu tartışmalardan çok tedirgin olanların arasında İttihad ve Terakki Cemiyeti de vardı.

Cemiyet, Osmanlı İmparatorluğu’nun giderek zayıflaması ve toprak kaybının artması üzerine, Osmanlı Birliği’nin bozulmasından endişelenen subaylar tarafından kurulmuştu. İlk adı İttihad-ı Osmani (Osmanlı Birliği) idi. Avrupa’nın bilim, politika, ekonomi ve askerlik gibi konularda ilerlemesinin, Osmanlı Birliği’ni parçalayacağını düşünen cemiyet kurucuları, eğer Osmanlı Devleti Anayasal bir Meclis ve hükümet sistemi içerisinde yönetilirse, Avrupa Devletleri gibi gelişme ve kalkınmayı yakalayabilir, öyle olunca da toprak kaybı başta olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun birçok ekonomik ve sosyal sorunları çözülebilir düşüncesi içindeydiler.

Günümüzde dahi, Abdülhamitçilik ve İttihatçılık tartışması devam etmektedir. Bu yüzden alternatif teze de yer vermek gerekiyor.

Bilindiği gibi her türlü problemi Yahudi kaynaklı gösterip kolaycılığa kaçan ve modası geçmeyen bir akım var. Onlara göre İttihad ve Terakki’nin bütün kurucuları Yahudidir ve maksadı Osmanlı İmparatorluğu’nu içeriden yıkmaktır. İttihat ve Terakki’nin bütün kurucuları Yahudi değildir. Aralarında Hristiyan ve Müslümanlar da vardır. Maksatları da İmparatorluğu çökertmek değil, bir arada tutmaktır.

Alternatif ama doğru olmayan bu tarihçilere göre Jön Türkler eşitlik, ilericilik ve kardeşlik gibi yaldızlı sloganların arkasına sığınarak ve Avrupa’daki Siyonistlerin ajanı gibi çalışarak Osmanlı’nın içten yıkılışını kolaylaştıran ve İsrail’in kuruluşuna zemin hazırlamışlardır.

Doğru değil.

İsrail’e Filistin topraklarını Abdülhamit vermiştir. Osmanlı arşivlerinde bu gerçek açık-seçik ve tartışmaya mahal vermeyecek şekilde ortaya çıktı.

İttihatçı Hareket, başta Osmanlı Birliği’ni savunurken, Fransız İhtilali ile yayılan Milliyetçilik ve Milli Devlet kurma dalgasının çok güçlü olduğunu gördüler. Osmanlı’yı oluşturan birçok milletin kendi milli devletlerini oluşturma düşüncesinden vazgeçmeyeceklerini anladılar. O yüzden zaman içinde İttihatçı hareket, Osmanlıcılıktan Türkçülüğe doğru evrimleşti.

İttihatçılar hiçbir zaman İsrail’in kuruluşuna hizmet etmedikleri gibi, eşitlik, ilericilik ve kardeşlik gibi kavramları boş sloganlar olarak kullanmadılar. İktidarı ele geçirdikleri günlerden beri İmparatorluğun dört bir yanında devletin menfaatleri için can vermek pahasına uğraştılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin suikastlarına uğrayanlar da ittihatçılardı. Ermenilerin yaptığı Müslüman katliamına karşı çıkanlar da.

Türkiye Cumhuriyetini bağımsız, bağlantısız milli bir devlet olarak kuran ve Batı emperyalizminin boyunduruğundan kurtaranların hepsi İttihatçıdır. Rusya steplerinde Türk Birliğini kurmaya çalışırken şehit olan ve ne Türklüğünden ne de Müslümanlığından asla ödün vermeyen Enver Paşa ittihatçidir. İttihatçılar hiçbir zaman İslam’ı dışlamamışlardır.

Eğer Yahudilerin desteğinden söz ediliyorsa şunu söylemekte fayda var, iyi yapmışlar! İyi bir gelişmeye destek olanlar arasında Yahudiler var diye, iyi olan kötüye dönüşmez.

6-7 Temmuz 1908 Reval Mülakatı’na karşı kaygı duyan İttihat ve Terakki Cemiyeti şu gelişmeler nedeniyle haklıydı: Rusya ve İngiltere’nin yayılmacı politikaları çatışıyordu. Rusya Asya’da yayılmaya, İngiltere’de Hindistan’da yerleşmeye başlamıştı. Yazımızın başında Nikola’nın İstanbul konusunda İngiltere’ye ne mesaj verdiğini hatırlayınız. 1907 yılında Rusya ve İngiltere Pamir yaylası konusunda uzlaştılar. Aradaki Afganistan şeridi ile Rusya ve İngiltere karşı karşıya kalmaktan kurtulmuşlardı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu’nun işgali sırasında da aynı şey oldu. Birbirine rakip ama müttefik İngiltere Batı’dan gelerek Anadolu’yu işgal ederken Rusya da Doğu’dan gelerek işgal etti. Bu iki müttefik karşı karşıya gelmek istemedikleri için araya bir tampon koydular: Kürdistan. Rusya Ekim ihtilaliyle savaştan çekilince Kürdistan gibi bir tampona gerek kalmadığından son verildi.

İttihad ve Terakki, Dünya’yı paylaşmada biribiriyle rakip olan emperyalist İngiltere ile emperyalist Rusya, rekabeti bırakıp anlaşma sağlayınca ve birlikte hareket edince ne olacaktı? Tabii ki gözlerini rahatça Avrupa’ya ve Avrupa ve Asya’ya yayılmış Osmanlı topraklarına çevirecekti. Bilhassa Balkanlar tehlike altındaydı. Almanya kısmen Türkleri destekler görünse de imtiyaz elde etmeye çalışıyordu. O da sanayileşmesini tamamlamış olup emperyal amaçlar peşindeydi ve Türkleri parçalamaktansa kullanmanın daha iyi olduğu fikrindeydi. Türkiye üzerinden Hint Denizine çıkmak istiyor ve sanki Türkiye’nin koruyucusu gibi davranıyordu. Haydarpaşa-Bağdat demiryolu üzerinde imtiyazlar elde etmişti.

İttihat ve Terakki önderleri bu tehlikeli gelişmeleri analiz ederek Devletin menfaatlerini koruma peşindeydiler.

Şimdi birileri çıkıp da bunlar Osmanlı Devletini ve İslam’ı yıkmaya çalışan Yahudilerdir, diyorsa ne kadar doğrudur?

Gene oyun aynı oyundur: İslam ile din ile iman ile bu milletin evlatlarını vurmak, bu milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmak. Oyunu oynayanlar İslamcı kılığına giren ve Yahudi düşmanlığını da kullanan emperyalistlerin kendileridir. Savaş meydanında askeriyle, topuyla, tüfeğiyle karşımıza çıkanlar, din-iman-şeriat ile aramıza giriyor, bizden görünüyor, her türlü gerici ve bölücü hareketi destekliyorlar.  (devam edecek)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER